Anasayfa

Abdullah ibni eş-Şıhhir Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor: 

Sabır ayı olan Ramazan’ın ve her ayın üç gününün orucu kalpte bulunan bütün kötülükleri giderir.” (Müsned, 5:363)


Hadiste de ifade edildiği gibi Ramazan’ın bir adı da sabır ayıdır. Başka bir hadis-i şerifte “Oruç sabrın yarısıdır” (Kenzü’l-Ummâl, 8:444) buyurularak oruçta sabrın büyük bir yerinin olduğu bildirilir.

Ramazan’da iyi bir sabır eğitimi yaparız. Bu güzel ahlâkı kendi dünyamızda bizzat yaşarız. Acıktığımız halde ağzımıza yiyecek bir şey almamakla, susuzluktan boğazımız kuruduğu halde bir yudum su dahi içmemekle midemizi sabra alıştırırız.

Diğer taraftan öfkelenecek olsak, nefsimiz bizi gıybet etmeye, yalana, kötü söz söylemeye itse bile, hemen kendimizi tutar, oruçlu olduğumuzu hatırlayarak, böyle çirkin şeyleri işlememe sabrını gösteririz.

Ramazan ayı boyunca yaptığımız bu sabır antrenmanı, geçim şartları bizlerden daha aşağı olanları hatırımıza getirir. Çünkü bir insan ne kadar fakir olursa olsun, kendisinden daha fakirini, daha muhtaç birisini mutlaka bulabilir.

Hiç olmasa da, bugün dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan hayatî tehlikeye giren insanları düşünür, böylece sabrını arttırmaya, şükrünü çoğaltmaya çalışır.

İnsanı bazı hatalara sürükleyen, bazı suçları işleten ve başına gelen birçok musibetlerin sebebi, başta gösteremediği sabırdır. Şayet başta sabredip tahammül gösterseydi, o belayı başından savabilecekti. Demek ki, “Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün ilâcı oruçtur.

İşte böyle bir ay boyunca sabrı yaşayan, onunla hayatını manalandırıp renklendiren insan, kalbinde yer etmiş olan kötü duyguların kökünü kazımış, gidermiş, ter temiz, safi bir kalbe sahip çıkmış olur.

Ramazan’dan sonra da her ayın ortasında üç gün nafile oruç tutmayı da devam ettirirse, sabır ilâcını kullanmak suretiyle kendisine çeki düzen vermiş sayılır.