Anasayfa

Zekat İslamın üçüncü emridir. Peygamber Efendimizin şu hadisi bunu göstermektedir: "İslâm dini beş temel üzerine kurulmuştur.Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek, ve Ramazan orucu tutmak."1 Görüldüğü gibi, Müslüman olmanın ilk şartı kelime-i şehâdet getirmek, sonra namaz kılıp zekât vermektir.

Neden zekât vermelidir?
Allah Teâlâ'nın bildirdiğine göre; 
- zenginlerin mallarında fakirlerin hakkı vardır.2 
- Zekât insanı günahlarından temizler, arıtıp yüceltir.3
- Cenâb-ı Hak, zekât ve sadaka veren erkek ve kadınları bağışlayacaktır.4
- İnsan, Allah yolunda ne harcarsa, hiçbir haksızlık yapılmadan onun karşılığı kendisine ödenecektir.5

Namaz ile zekât ikiz kardeş
"Namaz kılınız ve zekât veriniz" emri Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadîs-i şeriflerde hep yan yana zikredilmiştir.

Peygamber Efendimiz Sahâbîlerinden bazı önemli konularda söz alırdı. Buna Mat denirdi.

Bazı Sahâbîlerden "namaz kılmak, zekât vermek ve gönlünde Müslümanlara kin ve kötülük beslememek" üzere söz almıştı.6

Müslüman olmayanları dine davet edecek kimselere de, bu sırayı gözetmelerini emrederdi.

Muâz ibni Cebel'i Yemen'e vali ve zekât memuru olarak gönderirken, ona şunları söylemiştir:

- İnsanları önce Allah'a ve Peygambere iman etmeye davet edeceksin;
- bunu kabul ederlerse onlardan günde beş vakit namaz kılmalarını isteyeceksin;
- onu da benimsemeleri halinde zenginlerden alınıp fakirlere dağıtılmak üzere zekât vermeleri gerektiğini hatırlatacaksın.7

Demek ki, Müslüman olduğunu söyleyen kimsenin namaz kılması, varlıklı ise zekât vermesi gerekir. Çünkü namaz kılmak bedenin borcu, zekât vermek malın borcudur. Malı olan mutlaka zekâtını verecektir.

Zekât vermeyenin acıklı hali
Allah Teâlâ'nın belirttiğine göre, cimrilik yüzünden zekâtı verilmeyen mallar, kıyamet gününde sahiplerinin boynuna dolanacaktır.8 Allah yolunda harcanmayan altın ve gümüşler, bir gün Cehennem ateşinde kızdırılacak ve sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları onunla dağlanacaktır.9 Resûl-i Ekrem Efendimiz de konuya şöyle açıklık getirmiştir: 

Zekâtı verilmeyen her mal,
- kıyamet günü ateşte kızdırılıp plaka haline getirilecek,
- sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla da dağlanacak,
- zekâtı verilmeyen hayvanlar da sahiplerini ayaklarıyla çiğneyip, boynuzlarıyla süsecek ve dişleriyle ısıracaklardır.
Mahşer yerinde hesap işi bitene kadar, elli bin yıl boyunca bu işkence devam edecektir.10

Malını, parasını fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine vermeyenlerin kaybı çok büyük olacaktır.11

Zekâtı verilmeyen malın kocaman, zehirli bir yılan şeklinde sahibini kovalayacağını, ona çeşitli işkenceler yapıp boynuna dolanacağını tasvir eden hadisler ise12 dayanılacak gibi değildir.

Zekât ve sadaka vermeli
Zekât, Allah'ın emri, boynumuzun borcudur. Sadaka ise, maddî durumu iyi olanların, zorunlu olmayarak yapacağı bir yardım türüdür.

Bir defasında Peygamber Efendimiz, yeni Müslüman olan ve görevlerini öğrenmek isteyen birine namaz, oruç ve zekât borcunu ve bu üç ibadetin nafile kısımlarını alıştıra alıştıra söylemişti. Zekâtı bildirdikten sonra "Yapacağım başka birşey var mı?" diye soran bu Müslümana:

"Hayır, yok; ama zorunlu olmamakla beraber bir de sadaka var" demişti. 13

Sadaka vermek, zorunlu bir görev, yani farz değildir; fakat maddî durumu iyi olanlara sevap kazanacakları bir hayır türü, bir ibadettir.

Şimdi Peygamber Efendimizin hadisleri ışığında, bu konuda neler yapılması gerektiğini görelim:

Sadaka verecek şahıs öncelikle kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamalı, Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi sadakayı "ihtiyaç fazlasından" vermelidir. 14

İhtiyaç fazlasını fakirlere vermek insanın lehine, vermemek aleyhinedir. 15

Kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını zor karşılayan bir kimsenin, çocuklarının rızkını sadaka olarak dağıtması ve onları başkalarına muhtaç etmesi doğru değildir.

Bir kimsenin kendisi ve ailesi için yaptığı harcamalar da bir sadakadır ve harcamaya öncelikle kendi ailesinden başlamak, akrabasını ve yakınlarını gözetmek gerekir. 16

Akrabaya yapılan yardım, akraba olmayana yapılan yardımdan iki misli daha sevaptır. 17

Açların doyurulması,18 insanlara yemek ikram edilmesi en hayırlı işlerden biridir.19

Zekât veya sadaka verince malın azalacağı düşünülebilir; fakat sadaka kesinlikle malı azaltmaz.20

Her gün iki melek; malını fakirlere verene yenisinin verilmesi, vermeyenin malının da telef edilmesi için Allah'a dua eder.21

Allah Teâlâ sadaka veren kimselere, verdiklerinin karşılığını kat kat fazlasıyla ödeyeceğini de va'detmektedir.22

Sadaka verirken fakirin şahsiyetini incitmemelidir. Bunun yolu, sağ elin verdiğini sol elin bilmeyeceği şekilde gizlice yardım etmektir.23

Allah Teâlâ gizli yapılan yardımın daha değerli olduğunu belirtmektedir.24

Harcadığın senindir
Peygamber Efendimizin tavsiyelerini dinlemeye devam edelim:

İnsan, bu dünyada iken gönderdiklerini öteki dünyada karşısında bulacaktır.25

Böyle olunca, herkes eli ayağı tutarken, yarım hurma bile olsa âhirete göndermeye ve kendini Cehennem ateşinden korumaya bakmalıdır.26

Sağlık henüz yerindeyken, fakirlikten korkup zengin olmayı düşlerken ve can boğaza gelmeden önce verilecek sadaka daha sevaptır; can boğaza geldikten sonra "şöyle hayır yapın, böyle hayır yapın" demenin hiçbir değeri yoktur; o mal zaten kendi tasarrufundan çıkmış, vârislerin olmuştur.27

Efendimiz sordu:
"Söyleyin bakalım; hanginiz mirasçısının malını kendi malından çok sever?"
Sahâbîler:
"Ey Allah'ın Elçisi! Hepimiz kendi malımızı daha çok severiz" dediler.
Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
"Hayır. Mirasçısının malını kendi malından daha çok sevmeyen kimse yoktur. İnsanın kendi malı, âhirete gönderdiğidir; göndermedikleri ise mirasçıların malıdır."28

Cenâb-ı Mevlâ, bir kimsenin helâl kazancından verdiği hurma kadar küçücük bir sadakayı kabul eder, onu dağ gibi oluncaya dek büyütür ve sadakayı veren kimse için koruyup saklar.29

Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor.
Ey Âdemoğlu!
Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?30

İnsan ölünce;
- ailesi,
- malı,
- yaptığı iyilik ve kötülükler onunla birlikte kabre kadar gider.

Ailesiyle malı geri dönüp gelir;
onun yanında sadece yaptığı iyilik ve kötülükleri kalır.31

Mahşer yerinde, hesaplar görülüp bitene kadar, insana dünyada iken verdiği sadakaları gölgelik edecektir.32

Konumuzu, yine bir hadîs-i şerif ile bitirelim:
Birgün Peygamber Efendimizin ailesi bir koyun kesip fakirlere dağıtmıştı.
Resûl-i Ekrem eve gelince koyundan geriye ne kaldığını sordu.
"Sadece bir küreği kaldı" dediler.
Allah'ın Elçisi:
"Desenize," buyurdu. "Bir küreği hariç hepsi duruyor." 33

Sevgili Efendimiz bu sözüyle, Allah rızâsı için verilen sadakaların boşa gitmediğini, "Ne verirsen elinle, o gider seninle" atasözünün doğru olduğunu anlatmış oldu.

 

Asr-ı Saadetten Bir Hatıra



İki cimri, bir cömert
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Birgün Peygamber Efendimiz bize şu kıssayı anlattı: Vaktiyle İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ bunların kendisine ne kadar bağlı olduğunu denemek istedi. Onların yanına insan kılığında bir melek gönderdi.
Melek önce ala tenliye gitti:

"En çok neyi istersin?" diye sordu. Ala tenli adam:

"Güzel bir renge, güzel bir tene sahip olmak, insanların iğrendiği şu halden kurtulmak isterim" dedi.

Melek ona eliyle dokununca, adamın rengi güzelleşti, teni pırıl pırıl oldu.

Melek bu defa:

"En çok hangi hayvana sahip olmak istersin?" diye sordu.

Deveye sahip olmak istediğini söyleyen adama on aylık gebe bir deve verildi. Melek:
"Allah sana bu deveyi bereketli kılsın!" diye dua etti ve yanından ayrıldı. 

Sonra kelin yanına gitti ve ona:
"En çok neyi istersin?" diye sordu. O da:
"Güzel bir saça sahip olmayı ve insanların benden tiksindiği şu halden kurtulmayı isterim" dedi. Melek ona dokununca kellikten kurtuldu; güzel bir saça sahip oldu.

Bu defa melek:
"En çok hangi malı seversin?" diye sordu.
Adam ineğe sahip olmak istediğini söyleyince ona da gebe bir inek verildi. Melek, malının bereketli olması için dua ederek yanından ayrıldı. Sonra gözleri görmeyen adamın yanına gitti ve:

"En çok istediğin şey nedir?" diye sordu. Adam:
"Cenâb-ı Hakk'ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok isterim" dedi.
Melek adamın yüzüne dokununca gözleri açılıverdi. Bu defa:

"En çok sevdiğin mal hangisidir?" diye sordu.
Adam koyunu sevdiğini söyleyince, ona yeni doğurmuş bir koyun verildi.
Derken her üçünün de hayvanları üreyip çoğaldı. Birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Birgün melek, ala tenli bir adam kılığına girdi ve bir zamanlar ala tenli olan adamın yanına vardı:
"Ben yoksul bir adamım," dedi. "Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın, sonra da senin yardımınla memleketime gidebileceğim. Sana şu güzel rengi, şu pırıl pırıl teni ve bu malları veren Allah aşkına, beni gideceğim yere götürecek bir deve ver."

Adam:
"Sana gelinceye kadar verilmesi gereken çok yer var" dedi.

O zaman melek adama şunları söyledi:
"Ben seni bir yerden çıkaracak gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendiği, fakirken Allah'ın mal verip zenginleştirdiği ala tenli adam değil misin?" Adam:
"Hayır, bu mal bana atalarımdan miras kaldı" dedi. Melek ona:
"Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti. Sonra da bir zamanlar kel olan adamın eski kılığına girerek yanına vardı. Ondan da bir inek istedi. Kel de tıpkı ala tenli gibi, ona vereceği birşeyi olmadığını söyledi. Melek ona:
"Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti.
Daha sonra körün eski kıyafetine girip yanına gitti ve:
"Ben fakir bir yolcuyum. Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın sonra senin yardımınla yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum" dedi.

Bir zamanlar kör olan adam şunları söyledi:
"Doğru söylüyorsun. Ben eskiden kördüm, Allah bana gözlerimi geri verdi. Fakirdim, beni zengin yaptı. İstediğin kadar koyun al. Allah'a yemin ederim ki, bugün, Allah rızâsı için alacağın hiçbirşeyden dolayı sana zorluk çıkarmayacağım."
Melek adama şunları söyledi:

"Malın senindir.
"Siz bir imtihandan geçtiniz.
"Sen Allah'ın rızâsını kazandın; diğerleri Onun gazabına uğradı.34

Dipnotlar
1 Buhârî, îmân 1, 2, Tefsir 2/30; Müslim, îmân 19-22; Tirmizî, îmân 3; Nesâî, îmân 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 92.
2 Zâriyât 51/19. 
3 Tevbe 9/103.
4 Ahzâb 33/35.
5 Enfâl 8/60.
6 Buhârî, îmân 42, Zekât 2, Büyü' 68, Şürût 1, Ahkâm 43; Müslim, îmân 109; Ebû Dâvûd, Edeb 65; Tirmizî, Birr 17; Nesâî, Bey'at 17; Dârimî, Büyü' 9; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 358, 361, 364. 
7 Buhârî, Zekât 1, 41, 63, Meğâzî 61, Tevhîd 1; Müslim,îmân 15,29,31. 
8 Al-i İmrân 3/180.
9 Tevbe 9/34-35.
10 Buhâri, Zekât 3, Müsâkât 12, Tefsir 3/14, 9/6; Müslim, Zekât 24; Ebû Dâvûd, Zekât 32; Ahmed b. 
Hanbel, Müsned, 11, 262, 276, 383, 489. 
11 Buhâri, Eymân 3; Müslim, Zekât 27, 30; Nesâî, Zekât 11; Dârimî, Zekât 3.
12 Buhari, Zekât 3, Tefsir 3/14; Müslim, Zekât 27.
13 Buhâri, îmân 34, Şehâdât 26; Müslim, îmân 8; Nesâî, Salât 4; Mâlik, Muvatta', Kasru's-salât 94.
14 Bakara 2/219; Buhâri, Zekât 18, Nefekat 2. 15; Müslim, Zekât 95, 97; Tirmizi, Zühd 32.
16 Buhâri, Zekât 18; Müslim, Zekât 38, 95, 97; Ebû Dâvûd, Zekât 46; İbni Mâce, Cihâd 4.
17 Tirmizi, Zekât 26; Nesâî, Zekât 82; İbni Mâce, Zekât 28. 
18 Buharı, Cihâd 171, Et'ime 1.
19 Buhâri, îmân 6, 20; Müslim, îmân 63; Tirmizi, Et'ime 45, Kıyamet 42.
20 Müslim, Birr 69; Tirmizi, Birr 82; Dârimi, Zekât 35; Mâlik, Muvatta', Sadaka 12;
Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 235, 386, 438.
21 Buhâri, Zekât 27; Müslim, Zekât 57; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 305-306, 347, V, 197.
22 Hadîd 57/18.
23 Buhâri, Ezan 36, Zekât 16; Müslim, Zekât 91.
24 Bakara 2/271.
25 Buhâri, Zekât 10, Rikak 39, Tevhid 24, 36; Müslim, Zekât 67; Tirmizi, Kıyamet 1;
İbni Mâce, Mukaddime 13, Zekât 28; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 236.
26 Buhâri, Zekât 9, 10, Edeb 34, Rikak 49, 51, Tevhid 36; Müslim, Zekât 66-70, 97.
21 Buhâri, Zekât 11; Müslim, Zekât 92; Nesâî, Zekât 60, Vesâyâ 1; İbni Mâce, Vesâyâ 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 231, 250, 415-416.
Buhâri, Rikak 12; Nesâî, Vesâyâ 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 382; Buhâri, Zekât 8, Tevhîd 23; Müslim, Zekât 63, 64.
30 Müslim, Zühd 3-4; Tirmizi, Zühd 31, Tefsir 102; Nesâî, Vesâyâ 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 24, 26. 
31 Buharı, Rikak 42; Müslim, Zühd 5; Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 110.
32 Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 147; Ebû Ya'lâ, Müsned (Esed), III, 300-301; Ibn Hibbân, es-Sahîh (Arnaût), VIII, 104; Elbânî, Sahîhu Mevâridi'z-zam'ân, I, 359-360. 
33 Tirmizî, Kıyamet 33; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 50; Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), IV, 151; Elbânî, Sahîhu't-Tergîb ve't-terhîb, I, 516.
34 Buhari, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10.