Anasayfa

Bayram Ve Bayram Namazları

 

Bayram, bir ferah ve sürur günü demektir. Arabçası İyd'dir.

Resûlüllah Efendimiz, Medine-i Münevvere'ye teşrif buyurduklarında, ora ahalisinin senede iki bayram günleri olduğunu anlayınca, "Allah Teâla size o iki bayram günlerine bedel, onlardan daha hayırlı iki bayram günü ihsân etmiştir" buyurmuş; ve o günlerin de Ramazan-ı şerîf bayramı ile Kurban bayramı günleri olduğunu haber vermiştir.

Ramazan bayramı (Iyd-i fıtır) 3 gün; Kurban bayramı (Iyd-i edhâ) ise 4 gündür.

Bayram Namazlarının Hükmü Nedir?

Kendilerine Cuma namazı farz olan kimselere, Ramazan ve Kurban bayramı namazları vâcibdir. Cuma namazı için lâzım olan bütün şartlar, Bayram namazları için de lâzımdır. Şu kadar var ki, bayram için hutbe sünnettir ve namazdan sonradır. Hutbe okunmasa da Bayram namazı sahihtir. Fakat sünnet terkedilmiş olur.

Şâfiîlerce Bayram namazları sünnet-i müekkededir. Bir görüşe göre de farz-ı kifâyedir. Ve İslâmî şeâirdendir. Cemaatle kılınması efdaldir. Yalnız başına hutbesiz de kılınabilir.

Bayram namazları ikişer rek'attır ve cemaatla cehrî olarak kılınır. Ezan ve kâmeti yoktur.

Bayram Namazlarının Kılınışı Nasıldır?

Güneşin doğuşundan 50 dakika kadar bir süre geçtikten sonra bayram namazının vakti girer. Vakit girince cemaat saf olarak: "Niyet ettim vâcib olan bayram namazını kılmaya, uydum imama" diye niyet ederler. İmam da namazı kıldırmaya niyet eder. Allahü Ekber diyerek tekbir alır ve namaza durur. Cemaat da tekbir alarak namaza durur. Bu iftitah tekbiridir. Ve her namazda vardır. İftitah tekbirleri alındıktan sonra herkes içinden Sübhâneke'yi okur. Sonra imam biraz fasıla ile, birbiri ardısıra ellerini kulaklarına kaldırıp açıktan üç kere tekbir alır. Cemaat de öyle yapar. Birinci ve ikinci tekbirlerde eller yanlara salınır. Üçüncü tekbirden sonra göbeğin altına bağlanır.

Bu tekbirlere zevâid tekbirleri denir. Zevâid tekbirleri vâcibtir.

Bundan sonra imam içinden Eûzü - Besmele çeker. Açıktan Fâtiha ve sûre okur. Sonra rükû' ve secdeye gidilir. İkinci rek'ata kalkılır. İkinci rek'atta imam içinden Besmele çekerek yine Fâtiha ve sûre'yi açıktan okur. Sûre bitince birinci rek'atta olduğu gibi eller kulaklara götürülerek üç kere tekbir alınır. Bunlara da zevâid tekbirleri denir. Üçüncü tekbirden sonra eller bağlanmadan tekrar Allahü Ekber denilerek rükû'a gidilir. Bu dördüncü tekbir, rükû'a eğilirken söylenen tekbirdir. Rükû'dan sonra secde yapılır. Tahiyyât, salâvat ve dualar okunarak selâm verilir. Böylece bayram namazı kılınmış olur.

Namazdan sonra imam minbere çıkarak oturmaksızın bayram hutbesine başlar. Aynen Cuma hutbesinde olduğu gibi iki hutbe okur. Ancak bayram hutbelerine tekbir ile başlanır. Cemaat da bu tekbirlere hafifçe iştirâk eder.

Kurban bayramı namazını acele kılmak, Ramazan bayramı namazını ise biraz geciktirmek müstehabdır.

Hutbede bayramın mahiyetinden, öneminden bahsedilir. Kurban bayramında ise kısaca kurban hükümlerine temas etmekte ve teşrik tekbirlerini cemaata hatırlatmakta fayda vardır.

Hutbeden sonra dua yapılarak cemaat dağılır.

Bayram Âdâbı Nedir?

Bayram günlerinde erken kalkmak, yıkanmak, dişleri temizleyerek misvaklamak, güzel kokular sürünmek, elbiselerin en temiz ve güzelini giyinmek, Hak Teâlâ'nın nimetlerine şükür için sevinçli görünmek, rastladığı din kardeşlerine karşı güler yüzlü olmak, mümkün mertebe çok sadaka vermek, Bayram gecelerini ibâdetle ihyâ etmek bayram âdâbındandır.

Ramazan bayramında namazdan evvel hurma gibi tatlı bir şey yiyerek camiye gitmek; Kurban bayramında ise namazdan evvel hiçbir şey yememek müstehapdır. Hattâ Kurban kesecek kimsenin kestiği kurbanın etiyle yemeğe başlaması daha güzeldir. Bununla beraber namazdan evvel bir şeyler yenilecek olursa bunda bir beis yoktur.

Bayram günlerinde Müslümanların birbirlerini tebrik etmeleri, birbirleriyle müsafahada bulunarak hayır ve mağfiret duaları yapmaları yine bayram edebleri arasındadır. Ayrıca bayram hürmetine dargınlar barışmalı, birbirlerinde hakları olanlar o hakları birbirlerine helâl etmeli, dost ve akraba ziyaretleri yapılmalı, ailenin küçükleri ailenin büyüklerinin ziyaretine giderek ellerini öpüp hayır dualarını almalı, gönüllerini hoş etmelidir.

Teşrik Tekbirleri Nedir, Ne Vakit Söylenir?

Kurban bayramının birinci gününe yevm-i nahir, diğer üç gününe ise eyyâm-ı teşrik denir. Bayramdan evvelki güne ise yevm-i arefe (arefe günü) denir ki Zilhicce'nin 9. günü olmaktadır. Ramazan bayramında arefe yoktur.

Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazını müteâkib birer defa Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi'l-Hamd

şeklinde tekbir alınır. Bunlara teşrik tekbirleri denir. Teşrik tekbirleri fakîhlerin çoğuna göre, namaz kılmakla mükellef herkes için vâcibtir. Sünnettir diyenler de vardır.

Teşrik tekbirleri günlerinde namazı kazaya kalan bir kimse, bu namazları yine teşrik günlerinde kılarsa tekbirleri de kaza eder. Teşrik günlerinden sonra kıldığında ise, teşrik tekbirlerinin kazâsı gerekmez. Kadınlar teşrik tekbirlerini gizli olarak getirirler.

Okuma Parçası: Peygamberimiz İle Yetim Abdullah

Abdullah küçük yaşta iken, bir savaşta babasını kaybetmişti.

Annesi yeniden evlenince üvey baba, Abdullah'ı istememişti. Ve Abdullah sokaklarda sâhipsiz kalmıştı.

Dertliydi. Yardımsever halkın verdikleriyle karnını doyurabiliyordu. Arkadaşları gülüp oynarken, o, bir köşede oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalardı.

Bir bayram günü, Abdullah yine böyle bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Cıvıldaşan çocuklara bakıp ağlıyordu. Üstü başı lime lime idi. Gömleği belki kırk yerden yamanmıştı. Üstelik sabahtan beri yiyecek bir şey de bulamamıştı.

O sırada Peygamberimiz geçiyordu. Oynaşan çocukları seyretmek için biraz durdu. Gülümsedi. Birkaç çocuğu okşadı. Sonra Abdullah'ı gördü. Kenarda durup ağlaması dikkatini çekmişti. Yanına gitti. Ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını, niçin ağladığını sordu.

Abdullah üzüntüsünden Peygamberimizi tanıyamamıştı.

- Amca, dedi, babam bir savaşta şehid düştü, anam evlendi. Üvey babam beni istemedi. Yapayalnız kaldım. Ne yiyecek bir dilim ekmeğim, ne giyecek yeni bir gömleğim var. Bu yüzden arkadaşlarıma katılamıyorum.

Peygamber Efendimizin mübarek gözleri doldu.

- Peki yâ Abdullah, dedi, sen Hasan ile Hüseyin'e kardeş olmak ister misin?

Hasan ile Hüseyin, Peygamberimizin torunlarıydı. Abdullah istekle atıldı:

- Çok isterim.

- Fâtıma'ya evlât, Peygamber'e torun olmak ister misin?

Abdullah hemen cevap verdi:

- Çok isterim.

- Öyleyse yürü bize gidelim, bundan sonra benim torunumsun...

Abdullah ancak o zaman Peygamberimizin karşısında bulunduğunu anladı ve ellerine sarılıp öptü.

Birlikte eve gittiler. Abdullah'ın karnı aylardan beri ilk defa güzelce doydu. İlk defa yeni elbiseler giydi. Ve Peygamberimizden izin alıp tekrar çocukların arasına döndü. Ama bu sefer kenardan seyretmiyordu. Oyuna katılmış, onlar gibi hoplayıp zıplamaya başlamıştı. Çocuklar bu değişikliği merak edip Abdullah'a sordular:

- Ey Abdullah, bir saat önce ağlıyordun, üstün başın dökülüyordu, şimdi bakıyoruz yeni elbiseler giydin, aramıza katılıp oynuyorsun. Sebebi nedir?

Abdullah memnun memnun gülümsedi:

Hastaların Namazları

Hastalar, akılları başlarında olduğu müddetçe dinî ibâdetlerini yerine getirmekle mükelleftirler. Bununla beraber dînimiz onlar hakkında birçok kolaylıklar da göstermiştir. Namaz hakkında aşağıda gelecek olan kolaylıklar bu cümleden sayılır:

* Bir hasta tâkatına göre namaz kılmakla mükelleftir. Meselâ: Ayakta durmaya gücü yetmeyen veya ayakta durması halinde hastalığı artacağından korkulan kimse, namazlarını oturarak, oturmaktan da âciz ise, kudretine göre yan veya arkası üzeri yatarak îma ile kılar.

* Müstakil olarak ayakta duramıyanlar, bir yere yaslanarak ayakta kalabilecekler ise bu şekilde yaparak namazını ayakta kılar.

* Az bir miktar ayakta durabilenler de iftitah tekbirini ayakta aldıktan sonra oturur, namazı o şekilde tamamlarlar.

* Oturarak kılınan namazda yaslanılmaz. Ancak hasta yaslanmadan duramıyorsa yaslanmak câiz olur.

* Oturarak da namazlarını kılamayan kimseler, namazlarını nasıl kolaylarına gelirse öyle (yan yatarak veya sırtüstü yatarak) kılarlar. Dizleri mümkünse dikerler. Mümkün değil ise kıbleye doğru uzatırlar. Rükû' ve secdeler îma ile yapılır.

Îma: Namazda rükû' ve secdeye işaret olmak üzere başı eğmektir. Bu, ayakta yapılabileceği gibi, oturarak da yapılabilir.

Îma ile dahi namaz kılmaya muktedir olamayan hastalar namazı kaş göz işâreti ile kılmazlar. Te'hir ederler. Böyle hastalar üzerlerinden 5 vakitten fazla namaz geçerse kazâ ile de mükellef olmazlar. 5 vakitten az olursa kazâ etmek mecburiyetindedirler.

Üzerine secde etsin diye hastanın önüne yastık, iskemle ve sandalya gibi şeyler konmaz.

Gemide, Vasıtada Ve Hayvan Üzerinde Namaz

Nafile namazlar, herhangi bir zaruret olmaksızın hayvan üzerinde kılınabilir. Hayvan üzerinde kılınan namaz, îma ile kılınır. Ve hayvanın yürüdüğü istikamete doğru yönelerek namaza durulur. Secde rükû'dan biraz fazla eğilerek yapılır.

Farz ve vâcib olan namazlar, zaruret olmadıkça hayvan üzerinde kılınmazlar.

Hayvan üzerinde namaz kılmak, ancak şehir, yani, meskûn bölgeler dışında câiz olur. Şehir hükmünde sayılan bir yerde, ne nafile, ne farz, ne de vâcib hiçbir namaz câiz olmaz.

Taksi, otobüs, tren, uçak ve benzeri nakil vasıtalarında namaz kılmakta hüküm, hayvan üzerinde kılınan namaz gibidir. Şehrin dışına çıkıldıktan sonra, vasıta içinde, oturduğu yerde îma ile nafile namaz kılınabilir.

Nakil vasıtaları üzerinde farz veya vâcib namazlar ancak zaruret halinde kılınabilir. Zaruret ve bir özür hâli bulunmadıkça farz ve vâcib namazlar vasıta içinde kılınmazlar.

Farz namazlarla vâcib namazların hayvan üzerinde veya nakil vasıtaları içinde kılınmasını mübah kılan özürler şunlardır:

1 - Vasıtadan inildiği takdirde can ve mal güvenliğinin kaybolmasından korkmak.

2 - Eşkıyadan, yırtıcı hayvandan, düşmandan korkmak.

3 - Vasıtadan inince, bir daha vasıtaya yetişip binememekten korkmak.

4 - Arazinin çamur olması, namaz kılacak müsait bir yer bulunmaması.

Bu şartlar altında vasıta içinde oturarak îma ile namaz kılınması sahihtir. Bu şekilde kılınan

namaz, imkân bulunduğu zaman iade edilmez.

Şayet uçak ve tren ve benzeri vasıtalarda ayakta namaz kılma imkânı bulunur ve dışarı çıkamayacak hal olursa, vasıta da duruyorsa, namazı ayakta kılmak icabeder.

Vasıta sürücüsünün, vasıtadan dışarı çıkıp namaz kılmasına mâni bir özür varsa, vasıtayı durdurup namazı vasıta içinde kılmalıdır. Vasıtayı bekletme imkânı varken, bekletmeyerek hareket etmesi câiz olmaz.

Hayvan ve vasıtalarda necaset olması namaza mâni olmaz.

Hareket hâlinde bulunan vasıtalarda namaz kılarken kıbleye yönelmek mecburiyeti yoktur. Vasıta istikametine doğru oturulan yerde îma ile kılınır.

Gemilerde Namaz:

Eğer gemi hareket hâlinde ise, farz ve nafile namazlar gemi içinde kılınır. Ancak ayakta kılma imkânı varken farz namazları oturarak kılmak mekruhtur. Kıbleye yönelerek namaza durulur. Şayet gemi kıbleden dönmeye başlarsa, namaz kılan mümkün ise kıble tarafına döner.

Eğer gemi, rıhtım ve iskeleye bağlı ise, gemi içinde namaz kılmakta bir beis yoktur. Ancak imkân olursa dışarıda kılmak müstehaptır. Böyle bağlı durumda olan bir gemide, farz namazları oturarak kılmak câiz olmaz.

Hareket hâlinde olan gemilerde namaz kılarken baş dönmesi oluyorsa oturarak kılınır. Bu durumda oturarak kılmakta kerâhet olmaz.

Deniz içinde demir atmış bir gemi şiddetli fırtına yüzünden öteye beriye sallanıyorsa, hareket eden gemi hükmündedir. Eğer deniz sâkin, gemide de çalkantı yoksa bu durumda bağlı gemi hükmünü alır. Artık farz namazlar ayakta kılınır, oturarak kılınmaz.

Birbirine yanaşmış olan iki gemiden birinde imam bulunup diğer gemiden cemaat bu imama uyarsa, bu iktida sahih olur, fakat gemiler birbirinden ayrı olursa, iktida sahih olmaz.